headerphoto

KIRMIZI KİTAP (2.Bölüm)

Gelecekteki Boyutu
Önümüzdeki süreçte ülkemizdeki yolsuzluk kamuoyunda bu bağlamda oluşacak konsensüs ile adli ve idari mekanizmalarda mevcut hukuki düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanması ve hukuki eksiklerin tamamlanmasıyla mümkün olabilecektir.
Tüm bu etkenlerin yolsuzluk suçuyla mücadelede göz önünde bulundurulması, ülkelerarası mevzuatın uyumlaştırılması gerekmektedir. Aksi halde yolsuzluk suçu, varlığını hem de genişleyerek ve küresel olarak sürdürecektir.

Karapara
Suçtan elde edilen gelirlerin çeşitli şekillerde kullanılması yıllardan beri gerek ülkemizde ve gerekse diğer ülke mevzuatlarında suç olarak görülmüş ve cezalandırılmıştır. Ancak özellikle son yıllarda organize suçların artmasıyla birlikte, tüm dünya ülkeleri suçun önlenmesi için suç gelirlerine el konulması suretiyle takip eden suçları işlemelerinin önlenmesi gerektiği fikrini benimsemişlerdir.

Karapara doğrudan yasadışı bir fiilin işlenmesi sonucunda veya yasalara uygun bir fiilden kazanılan paranın ödenmesi gereken vergisinin kaçırılması amacıyla gizlenmesi şeklinde oluşmaktadır.

Karapara kavramı birçok ülkede farklı tanımlanmakla birlikte genel manada suçtan elde edilen paradır. Bu paranın kimliğinin değiştirilmesi suretiyle meşru bir kazanç haline getirmeye çalışmak ise karapara aklama suçudur.

Karapara ve Karaparanın aklanması birbirinden ayrılamayan ama farklı olan kavramlardır. Aklama sürecinde suç kaynaklı karaparaya yeni bir kimlik sağlanmakta, kendisiyle ilişkiye giren kimselerinde bu paranın kaynağını öğrenmeleri engellenmektedir. Suçtan elde edilen para mali sistem içinde uzun müddet kalabilmekte, ekonomik faaliyetler içerisine yayılıp onu çürütmekte ve kendisi de büyümesini devam ettirmektedir.

Mevcut Durum
Ülkemizde 4208 Sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ile;
-1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki,
-6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanundaki,
-2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkındaki
Kanundaki,
-2863 Sayıl Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkındaki Kanundaki, -213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesinin 2 ve 3 numaralı
bentlerindeki,
-765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki,
Devlet Aleyhine İşlenen Cürümler ve aynı Kanunundaki terör suçları ile Uyuşturucu, Yağma ve Adam Kaçırma, Şantaj, Karaborsacılık, Kalpazanlık ve sahtecilik, Dolandırıcılık ve Hileli İflas suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değeri karapara olarak belirlenmiştir.
Bu Kanun ile;
Karaparanın aklanmasının önlenmesinde, mali hareketleri incelemek, denetlemek ve karaparanın aklanmasını tespit etmek amacıyla Maliye Bakanlığına bağlı, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı kurulmuş,
Karaparanın önlenmesine yönelik çalışmalarda ilgili kurum ve kuruluşlarla koordine kurmak, uygulamaya ilişkin politikaları tespit etmek, mevzuat düzenleme
ve tekliflerini değerlendirmekle görevli Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu adı altında bir organ oluşturulmuş,
Belirtilen suçlardan sağlanan gelirlere yasal nitelik kazandırılması, yani karaparanın aklanması suç olarak kabul edilmiş ve bu gelirlerin müsadere edilmesi imkanı sağlanmıştır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Karaparanın aklanması süreci yerleştirme, ayırma ve bütünleşme olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır. Yerleştirme aşamasında suçlunun amacı, suçtan elde ettiği kazancı nakit formundan kurtarmak, ayırma aşamasında fonun kaynağının 'kara' olduğunu gizlemek amacıyla sıklık, hacim ve karmaşıklık açısından yasal işlemlere benzeyen bir dizi mali işlem yapmak ve bütünleşme aşamasında ise yasal gibi görünen kazançlar ile yatırım yapmaktır.
Paranın kimliğini gizlemek için, başta teknolojinin sağladığı imkanlar olmak üzere birçok metot kullanılmaktadır. Yurtdışına kaçırma, kıymetli evraka dönüştürme, serbest bölgelerde sunulan mali hizmetlerden faydalanma, banka transferlerinden yararlanma ve kredi kartlarının kullanılması en belirgin yöntemlerdendir.

Gelecekteki Boyutu
Karaparanın aklanmasını önleyememek, suç gruplarının işledikleri suçlardan maddi fayda sağlamalarını kolaylaştırmaktadır. Bu durum suçu daha cazip hale getirmekte, suç odaklarına daha büyük suçları işlemeleri için imkan sağlamaktadır. Ekonomik ve finansman gücünün suç organizasyonlarında toplanması, nihayetinde milli ekonomiye ve demokratik sisteme zarar verecektir.
Suç aktiviteleri sonucunda elde edilen karaparanın yaratacağı tehlikeler karşısında kayıtsız kalmak, hem daha iyi gizlenmiş, hem de ekonomi ve toplum için daha zararlı etkiler yapabilecek suç türlerini ortaya çıkarabilecektir. Aynı zamanda suçun kontrolü ve yok edilmesi daha zor bir hal alabilecektir.

4. YASADIŞI GÖÇ VE TOPLU SIĞINMA

Türkiye'ye sınır olan veya aynı bölgede bulunan ülkelerin istikrarsızlık içerisinde bulunmaları ve her zaman yeni gelişmelere açık olmaları, bu ülke vatandaşlarının, toplu veya münferit olarak sığınmak amacı ile ülkemize
gelmelerine, iltica etmelerine veya sosyal ve refah seviyesi yüksek batı ülkelerine gidebilmek için transit geçiş ülkesi olarak kullanmalarına sebep olmaktadır. Bu bağlamda ülkemiz, sığınma ve yasadışı göç açısından hedef, transit ve kaynak ülke konumundadır.

Mevcut Durum;
1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi, ülkemizin içinde bulunduğu bölge göz önünde bulundurularak coğrafi çekince (tercih) ile kabul edilmiştir. Böylece Avrupa'dan gelen yabancılara iltica hakkı tanınmış, diğer bölgelerden gelen yabancılara ise uluslararası hukuk ve uygulamalar açısından geçici koruma hakkı verilmesi zorunluluk teşkil ettiğinden dolayı ulusal mevzuatımızla sığınma hakkı verilmiştir.

Ulusal mevzuatımız, yabancıların sığınmak amacıyla topluca sınırlarımıza gelmesi durumunda, bunların sınırda durdurularak sınırı geçmelerinin önleneceğini, aksine bir siyasi karar alınması halinde ise bu karara göre hareket edileceğini hüküm altına almıştır.
Yasadışı göçmenler Türkiye'de kaldıkları müddetçe; kaçak çalışarak ucuz işgücü oluşturmakta, Türk vatandaşlarının çalışma ve istihdam alanlarını daraltarak, işsizlik sorununu artırmakta, milli kaynakların yurt dışına gitmesine sebep olmaktadır. Yasadışı geçişler sınırlarımızın güvenliğini zedelemekte, çok büyük oranda rant bulunması ve cezai açıdan daha az risk içermesi sebebi ile illegal sınır geçişlerini organize eden çıkar amaçlı organize suç şebekelerinin oluşmasına neden olmaktadır. Terör örgütü PKK'da yasadışı geçişleri organize ederek maddi menfaat sağlamakta, örgüte eleman ve sempatizan kazandırmaktadır.

Yasadışı göçmenler ülke içerisinde sahtecilik, kaçakçılık, fuhuş gibi suçlara karışarak kamu düzenini ve sağlığını tehdit etmekte, yakalandıklarında ise iaşe, ibateleri ve sınırdışı edilmeleri için devlet bütçesinden yüksek miktarda para harcanmasına da sebep olmaktadırlar.

Bunun yanısıra, Türkiye'yi çevreleyen güvenlik kuşağındaki ülkelerde yaşayan Türk soyluların ülkemize legal veya illegal göç etmeleri, stratejik çıkarlarımıza da ters düşmektedir. Sözkonusu kuşakta ülke güvenliğimiz ve etkinliğimiz açısından bu kitlelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Gelecekteki Boyutu;
Nüfusu giderek yaşlanan bazı Avrupa devletlerinin genç nüfusa ihtiyacı olduğu bilinen bir gerçektir. Bunun yanı sıra, kendi vatandaşlarının çalışmak istemeyeceği alanlarda kullanılacak ucuz işgücü ise ekonomilerine ayrı bir katkı sağlamaktadır. Diğer taraftan, başka ülkelerden yetişmiş insan göçü (beyin göçü) bu ülkeler için maliyetsiz kazanç anlamına da gelmektedir. Batılı devletlerin belirli oranda göçmen ihtiyacı olmasına rağmen, yasadışı göçü önlemek istemelerinin asıl sebebi, ülkelerine vasıfsız yabancıların gelmesinin engelleyerek, nitelikli kişileri almak istemelerinden kaynaklanmaktadır.

Cenevre Sözleşmesi ve AB Müktesebatı; iltica müracaatlarının değerlendirilmesinde yabancının giriş yaptığı ilk güvenli ülkenin sorumlu olduğunu, mültecilerin zulüm riski taşıyan yere geri gönder ilemeyeceğini ve iade edilemeyeceğini içermektedir. AB Türkiye'nin, Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırmasını istemektedir. Ancak bu çekincenin kaldırılması halinde Türkiye, doğudan batıya transit geçiş güzergahı ve ilk güvenli ülke olarak kabul edileceğinden, AB ülkelerinin kabul etmeyeceği tüm üçüncü ülke vatandaşı yabancılar, ülkemize iade edilebilecek, bu yabancıların asli ülkelerine gönderilmeleri de sözkonusu olamayacaktır.

Böylece Türkiye, Avrupa Birliğini yasadışı göçmenlerden ve mültecilerden koruyan bir tampon bölge haline gelebilecektir. Halihazırda AB, ülkelerinde kamu güvenliğini bozan, arzu etmedikleri üçüncü ülke vatandaşlarını ülkemiz üzerinden asli ülkelerine sınırdışı etmek istemeleride bunun bir göstergesidir.

Komşu ülkelerdeki istikrarsızlık sebebiyle Türkiye, her zaman için münferit veya toplu sığınma/göç olayları ile karşı karşıya kalma tehlikesi içinde bulunmaktadır. Ülkemiz demokratik ve ekonomik yapısı geliştikçe, buna bağlı olarak da sosyal ve refah seviyesi yükseldikçe, mülteci, sığınmacı ve göçmenler için hedef ülke konumunda olacak, aynı zamanda refah seviyesi yüksek batı ülkelerine gitmek için transit bir ülke konumunda bulunacaktır. Avrupa Birliği'ne adaylık sürecimizle birlikte de ülkemize yönelik insan hareketlerinde artışlar görülecektir.

5. CEZAEVLERİ

Mevcut Durum;
Mevzuatta sıkça yapılan değişiklikler ve af yasalarıyla ceza infaz sisteminin bütünlüğü bozulmuş, toplumun suçludan korunması, suçlunun cezasını çekmesi, ıslah edilmesi ve topluma yeniden kazandırılması ilkeleri işlemez hale gelmiş, infaz sistemi caydırıcılığını büyük ölçüde yitirmiş ve yeni suç ve suçlular üretir hale gelmiştir. Cezaevlerinin iç ve dış güvenlik yönetiminin farklı kurumlarda olması ve bunun sonucu olarak da ortaya çıkan çift başlı yönetim uygulamada bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir.

Cezaevi iç yönetiminden sorumlu personelin eğitiminin yetersizliği, bu konuda eğitim sağlayan bir okul bulunmaması ve meslek içi eğitimlerin de yetersiz kalması nedeniyle yönetimde istenilen verim ve hizmet düzeyine ulaşılamamaktadır. Tutuklu ve hükümlülerin aynı cezaevlerinde barındırılması, suç niteliklerine ve cezalarının derecelerine göre ayrı cezaevlerine konulamaması, farklı nitelikteki suçluların birbirini etkileyerek cezaevlerinin birer suç okulu haline gelmesine neden olmaktadır.

Cezaevlerinin büyük çoğunluğu koğuş sistemi şeklinde inşa edilmiş olup güvenliğin ve disiplinin sağlanmasına elverişli değildir. Ayrıca bir çok cezaevinin yer seçimi uygun yapılmadığından bir çoğu yerleşim alanı içerisinde kalmıştır. Bu durum bir taraftan cezaevlerinin güvenliğini olumsuz yönde etkilerken diğer taraftan bazı kentlerimizde huzur ve asayişi bozan bir unsur haline gelmiştir.

Cezaevlerinin büyük çoğunluğunun kapasitesinin azlığı ve dağınıklığı, fiziki tedbirlerinin yetersizliği; personel israfına, firarlara ve ekonomik açıdan devlete fazladan mali yüke neden olmaktadır.

Bu sorunların zaman içerisinde köklü çözümlere kavuşturulamaması, cezaevlerinde büyük çaplı isyan ve direniş olaylarına yol açmış ve buda bazı kesimlerin propagandalarıyla ülkemiz açısından olumsuz bir imajın oluşmasına sebep olmuştur.

Sonuç olarak; ceza ve tevkifevlerinde yaşanan sorunlar, bu sorunların nedenleri ve bunlara ilişkin değerlendirmeler, devletin bütün kurumlarının mutabakatını ve gerçekçi çözüm tarzları üzerinde güç birliği yapılmasını zorunlu kılmakta, AB ve Birleşmiş Milletler standartlarına uygun olarak ve bu çevrelerce genel kabul görmüş kurallar çerçevesinde cezaevlerinin ıslah çalışmalarının sürdürülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

6. TOPLUMSAL ŞİDDET. SUÇ VE SUÇLULUK VE BUNLARI BESLEYEN ETKENLER

Mevcut Durum
Suç, toplumda yaşayan bireyler üzerinde güvenlik endişesi yaratan ve kamu güvenliği için kontrol altına alınması zorunlu olan sosyal, psikolojik, ekonomik ve hukuki bir sorundur. Türkiye'de suç, uzun süre bireysel faaliyet olarak görülmekle birlikte, son 30 yılda suçların görünümü değişmiş ve örgütlü suçlar daha etkin bir hal almıştır.

Bu bağlamda suçların nitelik ve niceliğine bakıldığında her geçen gün artış olduğu gözlenmektedir. Devletimizin imkan ve kaynaklarının terör örgütleri ile mücadele bağlamında yoğunlaşması, diğer suçların artışına zemin hazırlamış, son on yıllık dönemde trafik suçları birinci, asayiş suçları ikinci, kaçakçılık suçları üçüncü, toplumsal olaylar dördüncü, terör suçları beşinci sırada yerini almış, gelişen teknolojinin suçta kullanılmaya başlanması ile yeni suç tipleri ortaya çıkmıştır.

Yine bu döneme ait istatistikler değerlendirildiğinde suçların özellikle nüfus yoğunluğu fazla olan illerde artış gösterdiği görülmektedir. Bu çerçevede, nüfusun ve plansız kentleşmenin yoğun olduğu başta İstanbul olmak üzere büyük şehirler suç dağılımda ön sıralarda yer almaktadır.

Terör olayları ve organize suçlar nicelik olarak trafik ve asayiş suçlarından sonra gelmekle birlikte; kamu düzenine ve hukuk devletine verdiği zararla ülke gündeminde daima birinci sırada yer almaktadır. Ancak, toplumu ve vatandaşı doğrudan etkileyen trafik suçları ile şahsa ve mala karşı işlenen asayiş suçlarının toplumda güvenlik endişesi oluşturmayacak seviyeye çekilmesi de bir zorunluluktur.

Kırsal alanlardan yaşanan göçler sonucu, metropol iller başta olmak üzere şehirlerde ortaya çıkan hızlı nüfus artışı ve çarpık kentleşme, beraberinde gecekondulaşma ve varoş denilen kent dışı yerlerin yaygınlaşmasını getirmekte, bu sağlıksız ortam işsizliğin de etkisiyle yasadışı kolay kazanç yolunun seçilmesine, sosyal kontrol vasıtası olan geniş aile ve komşuluk münasebetlerinin dağılmasına ve suç oluşumuna neden olmaktadır.

Ekonomik ve sosyal sorunlar, hırsızlıktan gaspçılığa, rüşvetten yolsuzluğa, psikolojik bunalımlardan aile geçimsizliklerine hatta intihar girişimlerine kadar bir çok probleme yol açmakta, insanları saldırgan yapmakta ve toplumda suç oranı artmaktadır.

Adalet sisteminin yavaş işlemesi, sıklıkla çıkarılan aflar, suç işleyenlerin genellikle tutuklanmaktan kurtulmaları, tutuklanmayan faillerin suç işlemeye devam etmeleri, cezaların yetersizliği ve caydırıcı özelliğinin olmaması ve yaşam kalitesindeki düşüşün bir sonucu olarak kendisine haksızlık yapıldığını ve/veya adaletli davranılmadığını düşünen kişi sistem içindeki yasal yollarla bu haksızlığın veya adaletsizliğin önlenebileceğine olan inancını kaybetmesinden dolayı adaleti kendince sağlamak amacıyla suç işlemektedir.

Şiddetin kabul edilebilir bir davranış, yasaları ihlal edenlerin kahraman ve bu ihlaller sonucunda yasal otorite ile hiç yüzyüze gelmeyen insan tiplemelerinin sergilendiği televizyon programları ve filmler, suç ve şiddet içeren olayların kamuoyuna duyurulması, insanların suç ve şiddete yönelik davranışları öğrenmelerine neden olmakta, hazırlık soruşturmasında gizli kalması gereken bilgiler basın mensupları ve medya kuruluşları tarafından kamuoyuna duyurularak suçla mücadele zaafa uğratılmaktadır.

Bu bağlamda; çocuklar üzerinde aile ve çevre denetiminin azalması ve çocukların yetişkinler tarafından suçta kullanılmasının da bir sonucu olarak çocuk suçluluğunda artış gözlenmekte; son dönemde çocuk ve kadınların en çok genel adab ve aile nizamı ile şahıs hürriyeti aleyhine suçlar ve yankesicilik/kapkaççılık suçlarından mağdur olduğu görülmektedir.

Ülkemizde, çeşitli nedenlerle artış gösteren suç ve suçlulukla etkin mücadele, öncelikli olarak iç güvenlik birimlerinin çözmesi gereken bir sorun olarak görülmüş, suç ve suçluluğun nedenleri ayrıntılı olarak değerlendirilmemiş, suç ve suçlularla mücadele sistemimiz genellikle suç olayları ortaya çıktıktan sonra olaylara müdahele edilerek suçluların yakalanması, adalete teslim edilmesi ve kişilerin cezalandırılmasına odaklanmıştır.

Gelecekteki Boyutu
Suç ve suçlulukla mücadelede etkin tedbirler alınmadığı takdirde; suç artışı devam edecek; büyük şehirlerimizde ortaya çıkan kapkaç olayları, meskun mahalde silah kullanılması, alkollü sürücülerin sebep olduğu trafik kazaları gibi doğrudan cana ve mala zarar veren suçların yanı sıra tefecilik, değnekçilik gibi bazı olgular da devlet otoritesine duyulan güven üzerinde olumsuz etki yaratabilecek, genç nüfus denetim ve disiplinden uzak kalacak, toplumda sosyal problemler ve saldırgan davranışlar artabilecektir.

Ancak, suç sonrası yapılan işlemlere ağırlık verilerek suçların sebeplerinin tümüyle ortadan kaldırılması ve mevcut şartların iyileştirilmesi mümkün görülmemektedir. Bu nedenle suça neden olan sorunların çözümü ve suçların oluşmadan önlenmesi için suçtan endişe duyan her bir kurumun, sivil toplum kuruluşunun ve vatandaşın suçla mücadeleye aktif katılımı sağlanmalı, işbirliğine ve güven esasına dayalı önleyici yaklaşımlar geliştirilmelidir.

7. İÇ GÜVENLİK STRATEJİSİ AÇISINDAN KAMU YÖNETİMİNİN ETKİN HALE GETİRİLMESİ

Türk Kamu Yönetimi merkezde, taşrada ve yurtdışında örgütlenmiştir. Bakanlar Kurulu, başbakanlık ve bakanlıklar şeklinde yapılanan merkez teşkilatının temel görevi devlet organları arasında eşgüdüm ve uyumu sağlamaktır. Taşra teşkilatı sistemi ise, merkezi yönetimin "il sistemine" göre teşkilatlandığı ve illerinde "yetki genişliği" esasına göre yönetildiği sistemi ifade eder. İllerde valiler ve ilçelerde kaymakamların görev, yetki ve sorumlulukları 5442 Sayılı İI İdaresi Kanunu ile düzenlenmiş olup, asıl olarak koordinasyon, kamu huzurunu ve güvenliğini temin, toplumsal gelişmede öncülük gibi işlevleri yürütmektedir. Etkili ve iyi çalışan bir kamu yönetimi ülke çapında huzur ve barışın sağlanması ve iç güvenliği tehdit eden birçok unsurun ortadan kaldırılması açısından önem arz etmektedir.

Kamu yönetiminin işleyişinden kaynaklanan, ülkenin iç güvenliğini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen sorunların giderilerek kamu yönetiminin iyileştirilmesi, vatandaş-devlet ilişkisinin güven temelinde en üst düzeye çıkarılması, ülke çapında güvenliğin, huzur ve istikrarın sağlanması açısından önemlidir. Diğer bir ifade ile halkın kamu yönetiminden beklentilerine cevap verecek bir yapılanmaya gidilmesi için sosyal adaleti ve çağdaş gelişmeleri gözeten bir kamu yönetimi yapısının ve işleyişinin oluşturulması gerekmektedir.

Mevcut Durum

-Ülkemizde kamu yönetiminin etkin ve verimli çalışmasının önündeki en önemli engeller; yetki-görev-sorumluluk üçlüsünün orantısızlığı, hantal yapı, kırtasiyecilik, politizasyon ve modern gelişmelere/çağın gereklerine yeterince açık olmamasıdır. Bütün bu sayılan mahsurları bertaraf etmek için kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler tespit edilip kararlılıkla uygulamaya konmalıdır.
-Temel hizmetlere, kırsal ve bölgesel kalkınmaya yeterli kaynak aktarı lamamaktadır. Bu durumun sonuçlarından birisi de bölgeler arası gelişmişlik farklarının artmasıdır. Ayrıca az gelişmiş yörelerden kaynaklanan iç göç kentlerde işsiz, eğitimsiz ve gayri memnun kitleler yaratmakta bu durum illegal örgütlerin rahat faaliyet gösterebileceği uygun.alanlar oluşturmaktadır.
-Kamu personel rejiminden kaynaklanan ücret dengesizliği, eğitim yetersizliği, etkili ve verimli olamama gibi sebeblerle kamu yönetimi yeterince kaliteli hizmet üretememektedir.
-Kamu yönetiminde yeterli şeffaflık sağlanamamıştır. Denetim mekanizmaları etkin olmayıp, kamuoyu denetimine yeterince açık değildir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : İÇ GÜVENLİK YÖNETİMİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ VE TEŞKİLATLANMA

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İÇ GÜVENLİK YÖNETİMİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ VE TEŞKİLATLANMA

Mevcut durum
Ülkenin iç güvenliğini ve asayişini, kamu düzenini ve genel ahlakı, Anayasada yazılı hak ve hürriyetleri korumak, sınır kıyı ve karasularını muhafaza ve emniyetini sağlama görevi; bakanlığa bağlı iç güvenlik kuruluşlarını idare etmek suretiyle İçişleri Bakanlığına verilmiştir.

İçişleri Bakanlığı, bu görevleri bağlı kuruluşları olan Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yürütmektedir.
Günümüzde toplumun sosyo-ekonomik ve politik yapısının değişmesi, nüfus hareketleri, suç ve suçluların tür ve mahiyet olarak değişmekte olması, teknolojik gelişmeler ve halkın güvenlik kuvvetlerinden beklentilerinin değişmesi çağımızda yeni mücadele stratejileri ve yöntemlerini gündeme getirmektedir.

Öte yandan ülkemiz, bulunduğu konum itibariyle çevresinde meydana gelen terör, yasadışı göç, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve uluslar arası örgütlü suçlardan doğrudan etkilenmektedir. Bu nedenle ülke güvenliğini tehdit eden suçlarla mücadele, bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de iç güvenlik uygulamalarının daha etkin hale getirilmesini ve yeni mücadele stratejileri oluşturulmasını gerektirmektedir.
Bu kapsamda, güvenlik güçlerinin zaman ve mekan itibariyle her zaman ve her yeri kontrol ederek suç işlenmesini önleyebilecek ve işlenen suçlara el koyarak sanık ve delillerini en kısa zamanda adli mercilere teslim edebilecek bir hareket kabiliyetine kavuşturulması ana hedeftir.

Bu çerçevede, orta ve uzun vadede, asıl işlevi güvenlik hizmeti vermek olan iç güvenlik birimlerinin, çağın gerektirdiği modern teknolojik araç ve gereçle donatılmış, ilgili her konuda yeterli eğitimin alınmakta olduğu, katı merkeziyetçi yönetim ve örgütlenme biçiminden uzaklaşmış, esnek teşkilat yapısına sahip, hukukun üstünlüğünü esas alan, insan haklarına saygılı, halkla ilişkileri en üst seviyede tutan ve koordinasyonunun bir elden yürütüldüğü bir iç güvenlik yönetim yapısına kavuşturulması esas alınmalıdır.
Güvenlik birimlerinde yeniden yapılanma; yönetimin amaçları, hedefleri, görevleri başta olmak üzere sistemli bir inceleme ve araştırmaya dayanan, çağın öngördüğü teşkilatlanma kurallarına göre insanı ön plana alan, yenilikçi, öncü, değişimlere ve çağın gereklerine uyabilen bir kurum yapısı çerçevesinde olmalıdır.

Güvenlik birimleri; hukuk devleti ve demokrasi içinde insan haklarını önde tutan, halk merkezli, hizmeti halkın ayağına götüren, şeffaf ve etkin bir güvenlik hizmeti sunmalıdır.
Bütün bu sayılanları gerçekleştirebilmek için İçişleri Bakanlığı'nın, iç güvenlik alanında stratejiler belirleyen, planlar yapan, hedefleri koyan, uygulamada etkinlik ve verimliliği esas alan bir yapıya kavuşturulması gereklidir.

Bu doğrultuda;

-3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 2. maddesine göre; iç güvenlik konularını sürekli izlemek ve değerlendirmek üzere İçişleri Bakanının başkanlığında oluşturulan 'İç Güvenlik Değerlendirme Kurulu'nun aktif hale getirilmesi sağlanmalıdır.

-İçişleri Bakanlığı Merkezi yasal Strateji ve fiziki yapılanmasını tamamlayarak İç Güvenlik Değerlendirme Kurulu'nun sekreterya görevini üstlenmelidir.
İç güvenlik hizmeti bölünmez bir bütündür. Dış güvenlik alanında olduğu gibi iç güvenlik hizmetlerinde de etkinliğin sağlanması için tek elden stratejiler belirlenmesi, plan ve programların yapılması ve uygulamaların da eşgüdüm içinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Hizmet alanının niteliğine göre yine dış güvenlik hizmetlerinde olduğu gibi, farklı örgütsel yapılar kurulabilir. Ancak bu örgütsel yapılar üzerinde ve arasında yeterli ve etkili düzeyde tek elden yönetim ve koordinasyon sağlanması şarttır.
Ancak İç güvenlik alanında parçalı bir yapı söz konusudur. İç güvenlik ile ilgili görev yapan kuruluşların bazıları (MASAK, Gümrük Muhafaza) iç güvenlik hizmetinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı bünyesi dışında yapılanmıştır. Bu farklı örgütsel yapı ve bağlılık ilişkileri iç güvenlikte birtakım sorunlarıda beraberinde getirmektedir.
Avrupa Birliğine uyum sürecinde iç güvenlik mevzuatının ve yapılanmasının, Ulusal Programda öngörülen hedefler doğrultusunda düzenlenmesi amacıyla; İçişleri Bakanlığı Merkez teşkilatı. Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği arasında oluşturulacak işbirliği ile mevcut yasalar ve teşkilat yapıları AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmelidir.
Bu sebeple bütüncül ve etkili bir iç güvenlik yönetimi sağlamak üzere, kısa, orta ve uzun vadeli bir takvim çerçevesinde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu hedef doğrultusunda;

-Emniyet ve asayiş hizmetlerinin yönetimi ve koordinasyonundan ülke genelinde İçişleri Bakanlığı, mahalli bazda ise mülki idare amirleri sorumlu olup, aksi yönde düzenlemeler kaldırılmalıdır.

-Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) İçişleri Bakanlığına bağlanmalıdır.

-Mernis projesi (Merkezi Nüfus Sistemi), ülke genelinde ivedilikle hayata geçirilmeli, kimlik bildirme kanununu uygulanması sağlanmalıdır.

-Emniyet teşkilatı bulunmayan ilçe merkezleri ve belediyelerde, kademeli olarak ilçe merkezlerinden başlamak üzere Emniyet Teşkilatı kurulmalıdır.
Bu yeniden yapılanma sürecinde, mevcut yapı içerisinde güvenlik yönetiminde etkinlik ve koordinasyonu zaafa uğratacağı, ihtisaslaşma esasına göre organize olan güvenlik güçlerinin verimlilik ve motivasyonunu olumsuz yönde etkileyeceği, personelin özlük hakları itibariyle yeni sıkıntılar doğuracağı değerlendirilen "adli polis" gibi yeni güvenlik yapılanmalarından kaçınılmalıdır.

İç güvenlik birimlerinin asıl işlevi, önleyici güvenlik hizmetinin verilmesi, suç ve suçlulukla mücadeledir Bu doğrultuda;

-İç güvenlik birimlerine görevler yükleyen ve asli işlevlerini yerine getirmekten alıkoyan mevzuat gözden geçirilerek bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu kapsamda güvenlik personelinin esas olarak güvenlik hizmetlerinde istihdam edilmesi sağlanmalı, güvenlikle doğrudan bağlantısı bulunmayan sosyal ve teknik bazı hizmetler sivil personel eliyle yürütülmeli veya özelleştirilmelidir.

İç güvenlik hizmetlerinin; 'objektiflik' ,'halka dönük olma', 'hizmeti halkın ayağına götürme' ,'önleyicilik kapasitesi gelişmiş olma' ilkeleri doğrultusunda yeni bir anlayışı geliştirmesi ve bu anlayışa paralel görev yapılanması gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu hedef doğrultusunda;

-Emniyet ve asayiş hizmetlerinin daha etkin ve çabuk sunulmasına yönelik olarak taşra yöneticilerine daha fazla yetki ve sorumluluk verilmesi esas alınmalıdır.

-Emniyet ve asayiş hizmetlerinin sunumunda halkın katılımının artırılmasına yönelik çalışmaların sürekliliğini sağlamak, vatandaşın istek ve şikayetlerinin süratle değerlendirilerek gözlemlenen aksaklıIkların giderileceği bir sistem oluşturulmalıdır.

-Güvenlik güçlerinin daha etkin ve verimli hale gelebilmesi için, atama, yer değiştirme, terfi ve zorunlu emeklilik sistemi objektif ölçüler içerisinde süreye ve liyakat sistemine dayandın imalı, eşit işe eşit ücret ilkesi gereğince güvenlik kuruluşları personeli arasındaki ücret dengesizliği giderilmelidir.

-Güvenlik hizmetlerinde etkinliği sağlamak amacıyla uzmanlaşma ve branşlaşmaya ağırlık verilerek bu çerçevede süreklilik sağlanmalıdır.

-İçişleri Bakanlığı ve bağlı birimlerince yayınlanan talimat ve genelgeler ile diğer kuruluşlarla yapılan protokoller her yıl sonunda değerlendirilerek, uygulamada kalıp kalmayacağı hususu İçişleri Bakanlığınca karara bağlanmalıdır.

-Önleyici kolluk anlayışı bütün kolluk güçlerine yerleştirilmeli, eğitim, görev anlayışı, yöntemler, mimari ve araç gereç bu çerçevede yeniden ele alınmalıdır. Bu doğrultuda güvenlik güçlerinde halen mekana bağlı çalışma düzeni olan karakol sistemi gerekli yerlerde mobil hale getirilmeli, yaya ve motorize devriye hizmetlerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

-Güvenlik hizmetlerinin halkın ayağına götürülmesi yaklaşımı benimsenerek bu amaca yönelik gerekli yapı oluşturulmalıdır.

-Özel güvenlik uygulamalarının yaygınlaştırılması ve etkinleştirilmesi sağlanmalıdır.

-Yerleşim alanlarının planlanmasında, özel olarak korunmaları ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri açıdan önem taşıyan kamu ve özel sektör tesislerinin/binalarının koruma projeleri, güvenlik hizmeti gören kuruluşlarla işbirliği içerisinde yapılmalıdır.

-Güvenlik görevlilerinden önemli bir bölümünün istihdam edildiği özel koruma uygulaması yeniden gözden geçirilerek sınırlandırılmalıdır.

-Terör ve organize suç örgütleri ile mücadele eden birimlerin etkinlik ve verimliliğinin artırılması için teknolojik gelişmeler takip edilerek, bu birimler gerekli araç, gereç ve ekipmanlar ile donatılmalı, uluslar arası boyutları olan suçlar ve suç örgütleriyle mücadele için nitelikli eleman yetiştirilmesi için mevcut yapı etkinleştirilmelidir.

-Güvenlik hizmetleri kapsamında yürütülen İstihbarat hizmetlerinin görev, yetki, sorumluluk ve diğer alanlara ilişkin düzenlemeleri, Avrupa Birliği Müktesebatı ile uyumlu hale getirilmelidir.

-Personelin bilgisini sürekli güncelleştirmesi ve kendisini yenilemesi amacıyla; hizmet içi eğitim, hizmet sırasında eğitim ve yurt içi ve yurt dışı özel eğitim programları, psikolojik ve sosyal içerikli olarak bütün personeli kapsayacak şekilde üniversitelerin ilgili bölümleri ile de kurulacak işbirliği çerçevesinde devamlılığı sağlanmalıdır. Gerektiğinde bu hizmet içi eğitimler Bakanlık koordinesinde etkinleştirilmelidir.

BEŞİNCİ BÖLÜM: DİĞER HUSUSLAR

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

DİĞER HUSUSLAR

1. YÜRÜRLÜK
İç Güvenlik Strateji Belgesi,... .............ile onaylanmıştır

2. UYGULAMA VE SORUMLULUK

a. İç Güvenlik Strateji Belgesi'nin uygulanmasından İçişleri Bakanlığı sorumludur.

b. Belgede görev verilen bakanlıklar, iç güvenlik kuruluşları ve diğer kurumlar İç Güvenlik Strateji Belgesi'nin uygulanması amacıyla kendi görev alanlarına ilişkin görevleri yerine getirmek zorundadırlar.

c. İçişleri Bakanlığı, Belgenin yürürlüğe girmesini müteakip uygulamaya ilişkin esasları ve diğer bakanlık ve kuruluşlar tarafından yapılacak görevleri takip ve koordine edecektir.

3. DÜZELTME VE DEĞİŞİKLİKLER :

a. İç Güvenlik Strateji Belgesi'nin düzeltme ve değiştirme işlemi, Belgenin hazırlama/güncelleştirme esaslarına göre yapılacaktır.

b. Bu belgenin içeriği hakkında meydana gelebilecek önemli değişiklik önerileri İçişleri Bakanlığına gönderilecektir.

4. DAĞITIM VE KULLANIM ESASLARI :

Belge;
a. Gizlilik derecesine uygun olarak muhafaza edilecek, yetkisiz kişilerin eline geçmesini engelleyici tedbirler alınacaktır.

b. Kullanılmasında bilmesi gereken prensibi uygulanacaktır.

c. Uygulamakla sorumlu kişilerin değişmesi halinde; görevi devralanlara en kısa zamanda yapılan işlemlerle birlikte sunularak işlemin devamlılığı sağlanacaktır.

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Mail listemize üye olun
EkleÇıkar

http://www.tavaf.com/toplist/